maksibet betmatik mercurecasino
gaziantep escort,mersin escort,gaziantep escort,seks hikayeleri
18 Ağustos 2026 Salı
Yeni Parti Mersin Kurucu İl Başkanı ve 27. Dönem Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel, partisinin teşkilatlanma çalışmalarının ardından Mersin genelindeki saha ziyaretlerini sürdürüyor.
Yeni Parti’nin Mersin’deki teşkilat yapılanmasının ardından çalışmalarına hız veren Cengiz Gökçel, ilçe ilçe ve mahalle mahalle gerçekleştirdiği ziyaretlerle vatandaşlar ve esnafla bir araya geliyor.
Ziyaretlerinde vatandaşların talep, öneri ve beklentilerini doğrudan dinleyen Gökçel, Mersin’in farklı bölgelerinde gerçekleştirdiği temaslarda kentin ekonomik ve sosyal gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
Yeni Parti Mersin Kurucu İl Başkanı ve 27. Dönem Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel, partisinin teşkilatlanma çalışmalarının ardından Mersin genelindeki saha ziyaretlerini sürdürüyor.
Yeni Parti’nin Mersin’deki teşkilat yapılanmasının ardından çalışmalarına hız veren Cengiz Gökçel, ilçe ilçe ve mahalle mahalle gerçekleştirdiği ziyaretlerle vatandaşlar ve esnafla bir araya geliyor.
Ziyaretlerinde vatandaşların talep, öneri ve beklentilerini doğrudan dinleyen Gökçel, Mersin’in farklı bölgelerinde gerçekleştirdiği temaslarda kentin ekonomik ve sosyal gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.alle ziyaretlerinin önümüzdeki günlerde de devam edeceği bildirildi.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Türkiye’nin en acı felaketlerinden biri olarak hafızalarda yer eden depremde hayatını kaybeden vatandaşlar, yıl dönümünde bir kez daha rahmet, saygı ve minnetle anılıyor.
17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03.02’de meydana gelen ve merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi, başta Kocaeli, Sakarya, Yalova ve İstanbul olmak üzere geniş bir bölgede büyük yıkıma neden oldu.
Binlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı ve yüz binlerce insanın evsiz kaldığı deprem, Türkiye’nin deprem gerçeğini en acı şekilde ortaya koydu.
Aradan geçen yıllara rağmen 17 Ağustos’un acısı hafızalardaki yerini koruyor. Hayatını kaybeden vatandaşlarımız, yıl dönümünde düzenlenen çeşitli programlarla anılırken, deprem konusunda toplumsal farkındalığın artırılması ve güvenli yapılaşmanın önemi bir kez daha gündeme geliyor.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.
Unutmadık, unutmayacağız.
Mersin STK Birliği Platformu Başkanı ve Hilvanlılar Derneği Başkanı Ali Taşdirek, toplumsal barış süreci, sivil toplumun sorumlulukları ve kentteki birlik iklimine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Mersin’in çok kültürlü yapısının Türkiye için güçlü bir zenginlik olduğunu belirten Taşdirek, kalıcı barışın ancak ortak akıl, karşılıklı anlayış ve güçlü bir dayanışma kültürüyle inşa edilebileceğini vurguladı.
“Sivil Toplum Toplumsal Barışın Çimentosudur”
Sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve hemşehri derneklerinin yalnızca kültürel dayanışma alanları olmadığını, aynı zamanda toplumsal barışın köprüleri konumunda bulunduğunu ifade eden Ali Taşdirek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Mersinimiz, Doğu’dan Batı’dan, Kuzey’den Güney’den gelen binlerce vatandaşımızın kardeşçe, omuz omuza yaşadığı huzur kentidir. Bizler sivil toplum önderleri olarak, ülkemizin ve bölgemizin huzurunu, refahını ve kardeşliğini her şeyin üstünde tutuyoruz. Toplumsal barış süreçleri; sabır, diyalog, hoşgörü ve birbirimizi anlamakla mümkündür. Farklılıklarımız bizim en büyük zenginliğimizdir; bu zenginliği çatışma unsuru değil, kardeşlik bağına dönüştürmek hepimizin ortak sorumluluğudur.”
“Ortak Akıl ve Kardeşlik İklimini Güçlendirmeliyiz”
Türkiye’nin ve bölgenin huzura, istikrara ve güven ortamına olan ihtiyacına dikkat çeken Taşdirek, barış ikliminin tabandan tarta yayılan bir toplumsal sahiplenmeyle kalıcı hale gelebileceğini belirtti. Hilvanlılar Derneği olarak her zaman barışın, adaletin ve kucaklaşmanın yanında olduklarını ifade eden Taşdirek, şunları kaydetti:
“Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; birbirimizi ötekileştirmeden, ortak değerlerimiz etrafında kenetlenmektir. Mersin STK Birliği Platformu çatısı altında yürüttüğümüz çalışmaların temelinde de bu inanç yatmaktadır. Ülkemizin önündeki tüm engelleri sevgiyle, diyalogla ve ortak akılla aşacağımıza inancımız tamdır. Mersin’den yükselen bu barış ve kardeşlik sesi, inaniyorum ki tüm ülkemize örnek olacaktır.”
Başkan Ali Taşdirek, açıklamasının sonunda tüm kesimleri sağduyuya, birlik ve beraberliği pekiştirecek adımları atmaya davet ederek, bölgede huzur ikliminin hakim olması için sivil toplum olarak üzerlerine düşen sorumluluğu kararlılıkla yerine getirmeye devam edeceklerini belirtti.
Mersin STK Birliği / Platformu Başkanı ve Hilvanlılar Derneği Başkanı Ali Taşdirek, bölgedeki sivil toplum faaliyetleri, hemşehri ilişkileri ve toplumsal barış dinamikleri üzerine aktif bir rol üstlenmektedir.
Mersin Valiliği
Bölgesel sivil toplum kuruluşlarının çatı ve iletişim ağlarında yer alan bir başkan olarak yaklaşımı genel hatlarıyla şu temel hususlar etrafında şekillenmektedir:
• Toplumsal Barış ve Kardeşlik Vurgusu: Farklı kültürel ve yöresel aidiyetleri bir araya getiren hemşehri derneklerinin ve STK platformlarının, toplumsal huzurun, kalıcı barışın ve ortak yaşam kültürünün en önemli teminatı olduğu savunulmaktadır.
• Sivil Toplumun Rolü: Barış süreçlerinde ve toplumsal entegrasyonda sivil toplum kuruluşlarının köprü görevi görmesi gerektiği; yerelden ulusala uzanan diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine dikkat çekilmektedir.
• Birlik ve Dayanışma İhtiyacı: Mersin gibi çok kültürlü ve göç alan bir kentte, farklı kesimler arasında ortak akıl, dayanışma ve yardımlaşma ruhunun pekiştirilmesinin her türlü sosyal ve siyasi gerilimi azaltacak en güçlü kalkan olduğu vurgulanmaktadır.
Mersin Körfezi ve Mersin kıyıları, her geçen gün artan bir çevresel baskıyla karşı karşıya kalmaktadır. Kıyılara ulaşan atıklar; deniz ekosistemini, balıkçılığı, kıyı yaşamını, turizmi ve halk sağlığını doğrudan etkileyen ciddi bir çevre sorununa dönüşmektedir.
Mersin, kendisine ulaşan akarsular, drenaj kanalları ve denizel akıntılar aracılığıyla çevresindeki geniş havzanın kirletici yükünü de taşımaktadır. Bu nedenle ilimiz hem kendi sınırları içerisinde oluşan kirlilikten hem de çevre havzalardan taşınan deniz çöplerinden etkilenmektedir.
Adana Havzasından Taşınan Kirlilik
2025-2029 yıllarını kapsayan Adana İli Deniz Çöpleri Eylem Planı’nda belirtildiği üzere, drenaj kanalları yerleşimlerden ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan atıklarla kirlenmekte, ana drenaj kanalına bağlanarak taşıdığı kirlilik yükünü Seyhan Nehri aracılığıyla denize ulaştırmaktadır.
Ayrıca, özellikle Seyhan bölgesinde çok sayıda plastik geri dönüşüm tesisi bulunmaktadır. İlgili rapora göre, bu tesislerdeki işleme süreçleri sırasında ortaya çıkan küçük plastik parçaları, gerekli arıtma ve filtrasyonun sağlanmaması durumunda atıksular yoluyla çevreye taşınabilmektedir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, ODTÜ ve Akdeniz Üniversitesi tarafından deniz kirliliğine neden olan mikroplastiklere ilişkin gerçekleştirilen çalışmada, jeolojik yapı ve hâkim rüzgâr yönünün etkisiyle Mersin kıyılarına ulaşan mikroplastiklerin, Adana’daki drenaj kanalları aracılığıyla Seyhan Nehri’ne taşındığı ve buradan denize ulaştığı belirtilmiştir. Nitekim Bakanlığımızca yapılan açıklamada, Seyhan Nehri’ndeki mikroplastik yoğunluğuna dikkat çekilerek; bu atıkların akıntılar yoluyla Akdeniz’e, oradan da diğer kıyı illerine ulaştığı belirtilmiştir.
Bu tabloyu ağırlaştıran bir başka boyut ise atık ithalatıdır. İthal edilen plastik atıkların büyük bir bölümü, Adana’daki geri dönüşüm tesislerinde işlenmektedir. Türkiye’nin sadece plastik atık ithalatı son beş yıldır yılda ortalama 700 bin ton düzeyindedir. Şu an bu endüstri arzu edilmeyen bir şekilde ithalata dayalı büyümektedir. Atık ithalatı, istisnai durumlarda başvurulması gereken bir yöntem olması gerekirken, günümüzde bu endüstrinin büyümesinde neredeyse esas kaynak haline gelmiştir. Bu durum, işlenen atık hacmini artırarak Adana’daki tesislerin arıtma ve filtrasyon kapasitesini zorlamakta ve dolayısıyla deniz çöpü oluşturma riskini de büyütmektedir.
Mersin’de rüzgâr yönü, yaz aylarında çoğunlukla güneybatıdan kuzeydoğuya doğru esmektedir. Bu durum, yaz döneminde oluşan deniz çöplerinin kıyı alanlarına doğru taşınmasına ve özellikle batı yönüne bakan körfez, mendirek ve köşe alanlarda birikmesine neden olmaktadır.
Üstelik Mersin Körfezi’nin kendine özgü akıntı yapısı, girdaplı karakteri ve yaz aylarında azalan su sirkülasyonu, körfeze ulaşan kirliliğin körfez içerisinde daha uzun süre kalmasına ve belirli dönemlerde birikme eğiliminin artmasına neden olabilmektedir.
Eylem Planları il bazlı hazırlandığından, Mersin sınırları dışından gelen bir kirlilik kaynağına karşı ilimizin elindeki araçlar sınırlı kalmaktadır. Bu doğrultuda;
Ø Seyhan ve Ceyhan havzalarını Mersin Körfezi ile birlikte ele alan havza ölçekli bir eylem planı hazırlanarak Mersin’in deniz çöpü sorunu kaynağında kontrol edilmelidir.
Ø DSİ koordinasyonunda bariyer ve ağ sistemleri aynı zamanda Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin denize ulaştığı noktalarda kurulmalıdır.
Ø Adana’daki geri dönüşüm tesisleri ile Seyhan ve Ceyhan’a atıksu bırakan sanayi kuruluşlarının arıtma ve filtrasyon altyapılarına yönelik denetimler artırılmalıdır. Mevcut tesisler AB’nin “Mevcut En İyi Teknikler” esasına dayanan deşarj standartlarına uyumlu hale getirilmeli ve kendi atıklarını sahada bertaraf edebilecek teknik yeterliliğe kavuşturulmalıdır.
Ø Atık ithalat izinleri sıkılaştırılmalı, sektörün ithalata bağımlı büyüme eğiliminin önüne geçilerek yurt içi atık kaynaklarının değerlendirilmesi teşvik edilmelidir.
Ø Sadece nehir ağzında değil, Seyhan ve Ceyhan’ın geçtiği yerleşim yerleri, tarım alanları ve sanayi bölgelerinde katı atık toplama ve kaçak dökümü önleme kapasitesi güçlendirilmeli ve nehre atık ulaşmadan önlenmelidir.
Ø Nehir ağızlarında düzenli olarak atık miktarı ve türüne ilişkin ölçümler yapılarak, elde edilen veriler deniz akıntı yönüyle birleştirilmeli, Mersin kıyısına hangi dönemlerde yoğun atık ulaşacağı önceden tahmin edilebilmelidir.
Ø Halihazırda Akdeniz’de Taşucu Limanı’ndan Antalya’ya kadar ODTÜ’nün gemisiyle mikroplastik ve plastik atıklara yönelik inceleme yapılmaktadır. Aynı kapsamlı çalışma Taşucu-Mersin hattında da gerçekleştirilmeli; eğer bu hat üzerinde daha önce bir çalışma yürütülmüşse, elde edilen sonuçlara ilişkin kamuoyu bilgilendirilmelidir.
Mersin Kaynaklı Kirlilik
Mersin’in kentleşme faaliyetleri, evsel atıkları, yağmur suyu ve kanalizasyon sistemleri, tarımsal faaliyetleri, sanayi tesisleri, limanları, marinaları, balıkçı barınakları, kıyı tesisleri ve denizcilik faaliyetleri de deniz kirliliğinin başlıca kaynakları arasında yer almaktadır.
Mersin İli 2024 Yılı Çevre Durum Raporu’na göre, Mersin’de toplanan deniz çöplerinin önemli bir bölümünü evsel atıklar ile plastik (poşet, pet şişe), cam, seramik ve benzeri atıklar oluşturmaktadır. Mersin İli Deniz Çöpleri Eylem Planı’nda listelenen 35 dere, nehir ve drenaj kanalının neredeyse tamamında ise tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan bitkisel atıklar, pestisit ambalajları ve kimyasal girdiler ile yerleşimlerden taşınan çöpler başlıca kirlilik kaynakları olarak belirlenmiştir.
Aslında Mersin için deniz kirliliği sorununun çözüm yolları açıktır. 2025-2029 yıllarını kapsayan ve Mersin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından hazırlanan Mersin İli Deniz Çöpleri Eylem Planı, ilimizin kendi sınırları içerisinden kaynaklanan deniz çöplerinin önlenmesi ve azaltılması açısından son derece önemli bir yol haritasıdır. Planın kararlılıkla ve istikrarlı bir şekilde uygulanması, belirlenen eylemlerin hayata geçirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Söz konusu planda, 16 kurum ve kuruluşun sorumluluğunda gerçekleştirilecek çalışmalar belirlenmiştir. Bunlar arasında;
Ø Ticari limanlar, marinalar, balıkçı barınakları, sanayi tesisleri, plajlar, deniz kıyısında bulunan otel, motel, dinlenme tesisi, siteler ve diğer kıyı tesislerine yönelik denetimlerin artırılması,
Ø Gemi ve diğer deniz taşıtlarına yönelik denetimlerin sıklaştırılması ve yetkili tüm kurumların denetim sonuçlarının kamuoyu ile periyodik olarak paylaşılması,
Ø Nehir, dere, sulama ve drenaj kanalları gibi su yollarına bariyerler kurulması, tutulan çöplerin temizlenmesi ve toplanan atıkların atık işleme tesislerine gönderilmesi,
Ø Tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan katı atıklar için çiftçilerin kolaylıkla ulaşabileceği belirli noktalarda toplama alanları oluşturulması ve çiftçilere yönelik bilinçlendirme faaliyetleri yapılması,
Ø Yağmur suyu drenaj kanallarının denize veya nehirlere ulaştığı noktalara ızgara sistemi veya uygun katı atık tutucu ağların yerleştirilmesi ve bunların düzenli bakımlarının yapılarak sürekli çalışır durumda tutulması,
Ø Ambalaj atıkları ve diğer katı atıkların kaynağında toplanması
Gibi, öncelik seviyesi yüksek eylemler yer almaktadır.
Mersin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu eylemlerin ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından iş birliği içerisinde kararlılıkla hayata geçirilmesi, Mersin’in deniz çöpü sorununun çözümüne ve Mersin Körfezi’nin korunmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Havza Ölçeğinde Bir Strateji Benimsenmeli
Bakanlığımız, Seyhan Havzası Nehir Havza Yönetim Planı hazırlama çalışmalarının devam ettiğini açıklamıştır. Beklentimiz, Mersin Körfezi’ne taşınan kirliliğin de değerlendirilmesi ve bu kapsamda dile getirdiğimiz taleplerin plan içerisinde yer almasıdır.
Mersin Körfezi’ni korumak için deniz çöplerinin yalnızca kıyıda toplanması değil, kaynağında önlenmesi ve denize ulaşmadan kontrol altına alınması gerekmektedir. Mersin İli Deniz Çöpleri Eylem Planı, ilimiz sınırları içindeki kaynakların kontrolü açısından güçlü bir yol haritası sunmaktadır. Bu planın kararlılıkla ve eksiksiz biçimde uygulanması, Mersin kaynaklı deniz çöpü yükünün önemli ölçüde azaltılması açısından belirleyici olacaktır. Ancak körfezin kendine özgü akıntı yapısı ve komşu il kaynaklı kirlilik yükü göz önüne alındığında, kalıcı ve etkili bir çözüm, il sınırlarını aşan havza ölçeğinde bir yönetim yaklaşımını gerektirmektedir.
Böyle bir yaklaşım, sadece Mersin Körfezi’ni değil, biyolojik çeşitliliği, kıyı ekonomisi ve turizm potansiyeli ile ülkemiz için büyük bir değeri olan Akdeniz kıyı şeridinin bütününü güvence altına alacaktır.
Mersin Körfezi’nde son dönemde gündeme gelen mikro plastik kirliliği, çevre denetimleri ve uygulanan yaptırımlar hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve konuya ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak üzere Anahtar Parti MYK Üyesi Sn. Bilgehan BAYRAMOĞLU ‘nun da basın açıklamasında şunları dedi;
AKDENİZ’İN MAVİSİNE MİKROPLASTİK KABUSU: CEZA YETMEZ, KAYNAKTA ÖNLEM ŞART!
TÜRKİYE — Dünya genelinde ekosistemleri ve insan sağlığını tehdit eden en büyük görünmez tehlikelerin başında gelen mikroplastik kirliliği, Türkiye’nin en değerli kıyı şeritlerinden biri olan Akdeniz’de alarm veriyor. Gözle görülemeyecek kadar küçük ancak etkileri itibarıyla son derece yıkıcı olan bu parçacıklar, deniz yaşamını ve kıyı ekosistemini tehdit ederken, yetkililerin ve sivil toplumun ortak çağrısı net: Geçici cezalar değil, kirliliği kaynağında kurutacak kalıcı stratejiler gerekiyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ülke genelindeki sahil ve deniz denetimlerini artırması, sorunun boyutunu gözler önüne sererken; atık yönetimi, sanayi deşarjları ve arıtma tesislerinin kapasitesi konusundaki tartışmaları da yeniden alevlendirdi.
📊 Bakanlık Denetimleri ve Yaptırımlar Tablosu
Ülke genelinde çevre denetimlerini sıkılaştıran yetkili kurumlar, mevzuata aykırı faaliyet gösteren işletmelere karşı keskin bir duruş sergiliyor:
• Geniş Çaplı Denetimler: Son dönemde gerçekleştirilen denetim seferberliğinde yüzlerce tesis ve işletme mercek altına alındı.
• Milyonluk İdari Cezalar: Çevre mevzuatına aykırı atık deşarj eden ve kuralları ihlal eden onlarca tesise toplamda 118,2 milyon TL idari para cezası kesildi.
• Faaliyet Durdurma Kararları: Çevresel tahribata ısrarla devam eden 19 tesisin faaliyetleri tamamen durduruldu.
🔬 Bilimsel Gerçekler: Arıtma Tesisleri Mikroplastiği Durdurabiliyor mu?
Akademik çevrelerin ve su yönetimi uzmanlarının hazırladığı raporlar, geleneksel atıksu arıtma tesislerinin mikroplastiklerin tamamını tutmada yetersiz kalabildiğini ortaya koyuyor.
Kıyı bölgelerindeki arıtma tesislerinin kapasitelerine rağmen, milyarlarca mikroplastik parçacığının alıcı ortamlara ve denizlere karışmaya devam ettiği matematiksel modellerle hesaplanıyor. Uzmanlar, endüstriyel ve evsel atıkların arıtılmasında ileri teknoloji filtrasyon sistemlerine geçilmediği sürece, deniz temizliği çalışmalarının yalnızca günü kurtarmaktan öteye geçemeyeceğine dikkat çekiyor.
💡 “Kirliliği Kaynağında Durdurmak Zorundayız”
Çevre otoriteleri ve ekoloji savunucuları, kirlilikle mücadelede paradigma değişimi gerektiğini savunuyor. Öne çıkan temel yaklaşımlar şu başlıklar altında toplanıyor:
• Atığı Toplamak Değil, Üretmemek: Deniz yüzeyinden veya kıyılardan çöp toplamak önemli bir temizlik hamlesidir; ancak asıl hedef, atıkların denize hiç ulaşmamasını sağlamak olmalıdır.
• Şeffaf ve Sıkı Denetim: Sanayi tesislerinin atıksu ve yağmur suyu hatları düzenli olarak dijital sensörler ve bağımsız kurullar tarafından izlenmelidir.
• Ekolojik Maliyet Hesaplaması: Kesilen idari para cezalarının, doğaya verilen zararın ekonomik ve ekolojik karşılığını gerçekten yansıtıp yansıtmadığı bilimsel verilerle yeniden değerlendirilmelidir.
📋 Kamuoyunun Ortak Vicdanı: 5 Kritik Soru
Denizlerin korunması adına atılan adımların şeffaf bir şekilde yürütülmesi, toplumun tüm kesimleri tarafından talep ediliyor. Yetkililerden ve ilgili kurumlardan yanıt beklenen o kritik sorular şunlardır:
1. Yaptırım Uygulanan Tesisler Kimlerdir? Çevre mevzuatını ihlal ederek cezalandırılan işletmelerin isimleri şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
2. Bu Kirlilik Ne Kadar Süredir Devam Ediyor? Yaptırıma uğrayan tesisler kaç yıldır aynı faaliyetleri sürdürmektedir? Sorun anlık bir kaza mı, yoksa kronik bir ihmal midir?
3. Geçmişte Uyarılmışlar mıydı? Söz konusu işletmelere geçmiş yıllarda da çevre cezaları kesilmiş midir? Kesildiyse bu cezalar neden caydırıcı olmamıştır?
4. Çevresel Risk Değerlendirmeleri Yeterli mi? Ruhsatlı ve izinli olan bu tesislerin denetim sıklığı ve çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçleri hangi kriterlere göre yürütülmektedir?
5. Ekolojik Zarar Tam Olarak Karşılanıyor mu? Kesilen milyonluk cezalar, deniz ekosisteminde yok olan biyoçeşitliliğin ve uzun vadeli ekonomik zararların maliyetini karşılıyor mu?